KILIÇDAROĞLU YİNE SEÇİLDİ - Halimiz
KIBRIS’TA ÇÖZÜM MÜMKÜN MÜ?
8 Şubat 2018
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
15 Şubat 2018

Cumhuriyet Halk Partisi’nin geçen hafta sonu gerçekleştirdiği kurultayı yerinde izledim. Bir sonraki sandık yarışında, gerçek bir rekabet olacağına dair zora ki de olsa hayatta tutmaya çalıştığım tüm ümit kırıntılarımın üstüne de koca bir kova soğuk su döküp, salondan çıktım. Recep Tayyip Erdoğan, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde de rahatlıkla ipi göğüsleyecektir. Neden diyeceksiniz?

Türkiye’de bir kesim Cumhuriyet’in elden gittiği kaygısı ile mecburen oylarını CHP’ye veriyorlar. Bu kesim, bugüne kadarki seçimlerde iktidarı garantileyecek kadar bir oy oranını tutturamadı. CHP’nin, iktidarı garantileyebilmesi için ise AkP dahil diğer partilerin seçmenlerinden kazanması şart. Bunun için de bugüne kadar sergilemediği, yapmadığı bir çıkışı gerçekleştirmesi gerekiyor.

Albert Einstein, “Delilik, aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir,” demiş. CHP de bu misal aklını kaçırmış gibi Kılıçdaroğlu ile yola devam kararı aldı. O aynı, bu aynı ama sonuç farklı olacak sanıyorlar zahir… Hem de Kılıçdaroğlu’ndan daha iyi bir performans sergileyen bir rakibin varlığına rağmen bu sonuç çıktı. Haliyle insan CHP delegelerinin neden böyle bir karara vardıklarını sorgulamadan edemiyor. Cevabı da kesin olarak verebilmek mümkün değil. Ama, kulislerde, kulağıma çalınanlar üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalışmak mümkün.

  • Muharrem İnce’nin, CHP Genel Başkanı olacak bir derinliğe sahip olmadığı ifade ediliyor. Bunu diyenlere, Kılıçdaroğlu’nun derinliğine bakıp, neyi nasıl düşünmem gerektiği konusunda aklımın karıştığını söylemek istiyorum…
  • Muharrem İnce’nin, köylü olduğu; halk dili konuştuğu ve çok konuştuğu için de hata yapmaya çok meyilli olduğu ileri sürülüyor. Bunu diyenlere, “Köylü, bu milletin Efendisidir!” diyen Atatürk’ü anımsamalarını… Erdoğan’ın en büyük güçlerinden birinin seçim meydanlarında halk dilini konuşmayı başardığını ve Kılıçdaroğlu’nun konuşma yetisinin hayli zayıf olduğu için yaptığı hataları görmezden gelmemeyi seçmelerini söylemek istiyorum…
  • Muharrem İnce’nin, parti içinde eskimiş; ilişkileri zayıf ve karmaşık olduğu anlatılıyor. Bunu diyenlere, Kılıçdaroğlu’nun da İnce kadar parti içinde kalmayı başarırsa sevmeyenlerinin sayısının enflasyon rakamlarını zorlayacağından endişe ettiğimi belirtmek istiyorum.

Velhasıl anlayacağınız İnce’ye karşı çok da ele-avuca gelir bir itham ortada yok. Adam hırsız değil, kasedi yok, arkadan iş çevirmiyor, alenen ve açıktan genel başkan olabilmek için – ikincidir – bir mücadele veriyor ve hatta bu hafta sonu yenilmiş dahi olsa bir üçüncü kez daha denemekten vazgeçmeyeceğini söylüyor. Bir diğer deyişle, istediğinden emin bir karakter var ortada ve bu karakter, CHP’nin gençlik kollarından itibaren bu partinin içinden yetişmiş biri. Siyaseti biliyor, halk diliyle halkın anlayacağı şekilde konuşuyor ve ağzı da iyi laf yapıyor… Kılıçdaroğlu’nun aksine.

İnce’nin konuşmasını dinlerken, CHP Genel Başkanı olarak 2019 seçim meydanlarında neler yapabileceğini hayal ettim bir an ve heyecanlandım. CHP delegeleri, Kılıçdaroğlu’nu yeniden seçince tüm heyecanım mevta oldu. Kılıçdaroğlu’nun konuşması, özensizdi… Daha önce yaptığı konuşmaların benzeriydi, ve koca salon dut yemiş bülbüle dönmüş gibi dinledi genel başkanlarını… İnce ise salona dinamizm getirdi, getirebildiği kadar. Zira delegelerin bir tavrı vardı ve tepkisiz izlemeyi seçmişlerdi. Yine de İnce konuşurken sınırlı da olsa bir kıpırdanabildiler…

CHP, bu memleketin kurucu partisi olmakla gururlanan bir parti. Haliyle de kurultay yapmayı en iyi bilen parti olmasını bekliyor insan. Unutun. AkP kurultayları çok daha iyi organize oluyor. Sunucu, video gösterimleri ve şarkılar, ardı ardına öyle bir koreografide geliyor ki salonda enerji hiç yere şap diye yapışmıyor. CHP kurultayında ise durum vahimdi… Hazırladıkları video sunumu şaheser olmasına rağmen devamını getiremediler.

Divan Başkanlığına, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in getirilmesi bir hata idi anlaşılan. Muharrem İnce’nin adaylığını kabul ettiklerini açıkladıktan ve İnce konuşmasını yaptıktan sonra 49 adet mükerrer imzanın ortaya çıktığının duyurulması tam bir skandaldı… Ki CHP’nin kendi evladına yaptığı bir nezaketsizlik olduğunu söylemeye hiç gerek bile yok.

İnce’nin konuşmasını ise salonda dinlemek güzeldi. Konuşmalarında giderek daha da iyi bir performans sergilediğini teslim etmek gerek. Parti içi eleştirisi hem saygılı hem de çok yerindeydi. Kılıçdaroğlu liderliğinde yapılan hataları, fazla değil eksik söyledi ama mesajı net olarak verdi. İnce, seçilmiş olsa idi bu partinin kadroları destek çıkmayacaktı ise bu partinin kendi gailesini iyice bir gözden geçirmesi gerekir.

Mesele, İnce neden genel başkan olmadı meselesi de değil. Neticede kurultayda iki aday vardı; ya biri ya öteki… Öteki dediğimiz İnce, Kılıçdaroğlu’na kıyasla çok daha iyi konuşabilen ve verdiği mesajlarda da iktidarın ötekileştirdiği kitlelerle rahatlıkla bir gönül bağı kurmayı başarabilecek bir adaydı. Ve sergilediği dinamizmle, başta kararsız seçmen olmakla birlikte diğer siyasi partilerden oy kaydırabilecek bir hareketliliği getirebilme fırsatı vardı. Ama delegeler bu işe geçit vermediler…

Kulislerde konuşulan bir diğer başlık da partinin Alevileri kayıran bir hale doğru evrilmesi oldu. Kılıçdaroğlu’nu, Alevi delegeler seçti demek yanlış olur ama bu partinin delege yapılanmasında ve/ya belediyelerinde işe alımlarda Alevi olmak ve hele hele Tunceli Alevisi olmak sanki bir artı değermiş gibi bir hal almış. Eğer ki bu söylenilenler – yaşanılan gerçek ise – Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin, Erdoğan’ın AkP’sini “dini, devlet işlerine karıştırmak” üzerinden eleştirmesi ne inandırıcı ne de samimi gelir. Hal bu ise siyasetçiler, öyle ya da böyle bu memleketi bir şekilde dini fay hatları üzerinden yönetmekteler. Yani CHP de belki iddia ettiği gibi Cumhuriyet’in temel ilkelerine harfiyen uyan bir yapı değil…

Bunlar pek hassas konular. Toplumda, tepkiselliğin egemen olduğu bir anda hele böylesi acıtan gerçekleri konuşmak hiç kolay değil. Ama iktidarından muhalefetine siyasi kadroların ne kadar birbirine benzer konularda bizleri harcadığını görmeye varsanız, bir avuç insan uğruna geleceklerimizin nasıl ipotek altına alındığını görmekten de kendinizi alıkoyamazsınız.

CHP’de bir lider değişikliği olsa, bu ve diğer kaygılar son mu bulacaktı? Kesinlikle, hayır. Ama bir şans doğacaktı. Yeniden orta yolu bulmamız için, yeniden farklılıklarımızla bir olabilmemiz, kimliklerimizle değil de yaptığımız işlerimizdeki profesyonelliğimizle var olabilmek için bir yaprak kıpırdatabilecektik. Şimdi Mayıs’da yağmasını beklediğimiz kar gibi, söndük…

CHP delegeleri, istediklerini seçmiş olabilirler; 2019 sandığından çıkamayacak bir kadroya iman ettikleri için de tarih onlara ayrı bir sayfa açmayı unutmayacaktır herhalde. Bize bir kez daha gösterdiler ki CHP iktidar partisi olmak istemiyor… Kendi koltuklarını garantileyip, çıkarları her ne ise mevcut haliyle devamını sağlamaya tavlar. Bu eleştiri de kırmak için değil, bizim endişelerimizi yeterince ciddiye alıp, sorumluluğunun gereğini yerine getirmediklerine inandığımız için yapılmakta. Ve elbette yanılmış olmayı dilemek dışında elden başka bir şey de gelmiyor.

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!