Hasanoğlan öyle güzel ki… Köy Enstitüsünden yolu geçenlere selam olsun!

Köy Enstitülerinin 77. kuruluş yıl dönümünde “Hasanoğlan Onurumuzdur” Şenliği 30 Nisan 2017 tarihinde Hasanoğlan yerleşkesinde gerçekleştirildi…

 

 

 

 

 

Hasanoğlan bir kültür hazinesi / yaşanmış bir tarih…

Hasanoğlan hep hafızamdaydı. Duyardım, okurdum, gitmek, görmek isterdim… Yerinde görmek başka bir şeymiş gerçekten…

30 Nisan 2017 benim için bir milat oldu. Köy Enstitüsünün en değerli tarihi buradaymış. Bir Köy Enstitüsü sevdalısı olan Alper Akçam her yıl bu şenliğe beni davet ederdi, ancak gitmek bu sefere kısmetmiş…

Köy enstitüsünden yolu geçmiş bir babanın (Abidin Doğan-1927-2014), Sivas Yıldızeli Köy Enstitüsü/ Annesinin erken ölümü ve ailenin en büyük çocuğu olduğu için okuldan erken ayrılmış, ancak başka bir eğitmenle devam ederek okulunu bitirmiş) kızı olarak farklı bir yaşamın izlerine, aydın bir insanın çevresine yaydığı ışığa tanıktım ve babama hayrandım. İlkokuldayken dünya küresi ve dünya haritası üzerinde bana ülkeleri, denizleri, okyanusları tanıtmış, merak uyandırmıştı. Fotoğraf makinesi ile de o tanıştırmıştı. Dünyayı izleme ve izlenimlerimi ölümsüz kılmayı öğretmişti. Çok okuyan, çok anlatan, çevresine ışık saçan bir insandı. Köyde ilkleri yaratmıştı: Köyden çok uzaktaki suyu analiz için Ankara’ya yollamış, onay aldıktan sonra imeceyle köye sağlıklı içme suyu getirmişti. Toprak analizi yaptırarak sağlıklı ve daha çok ürün veren tohumların ekilmesini sağlamıştı. Köyden geçen tren hattı üzerine büyük bir mücadele vererek köyümüze istasyon yaptırmıştı. Zorla ve erken evliliklere karşı çıkmış, nikâhsız evliliklere asla izin vermemiş, kız çocuklarının okumaları için elinden geleni yapmıştı. Radyosu, kitapları, gazete ve dergileri hiç eksik olmazdı. Aboneydi bunlara, trenden istasyona bırakılır, istasyon müdürü babama ulaştırırdı. Köyümüze okul açtırmış, öğretmen tayinini sağlamış, tüm çocukların okula gitmesini sağlamıştı. Köylüleri “köy odası” yaptığı evimizin odasında toplar, onlara kitap okur, radyo haberlerini dinletirdi. Sonrasında “Yurttan Sesler” dinlenirdi elbette. Köyle ilgili tüm kararlar oybirliğiyle alınır ve uygulanırdı. İhlal edenlere fırsat verilmezdi…

Şimdi o izleri bulacağımı hayal ediyordum…

Hasanoğlan’a bir iki…

Ankara’dan Vedat Dalokay Parkı önünden kalkan Çankaya Belediyesi otobüsüne sırt çantam ve şapkamla son dakika atladım. Birinci otobüs daha önce kalkmış, bu ikincisiymiş. Arkada Yenimahalle Belediyesinin de ikinci otobüsü kalkmak üzere son yolcularını almıştı…

Ve hareket ettik, bir süre ayakta gittikten sonra genç bir kızımız bana yer verdi. Yorgunluğu bir kenara bırakalım, Hasanoğlan’da okumuş bir hanımefendi/öğretmenin yanına oturmuştum. Nasıl güzel bir yermiş, iki kızıyla gelmişti. Şanslı addettim kendimi… Öğretmen hanım Yozgat’ın bir köyünden Hasanoğlan’a Öğretmen Okulu olduğu dönemde gelmiş. Sınavı kazanmış ancak izin koparması kolay olmamış, köyde herkes babasına “kızını göndermemesini, oralara giden çocuğunu bir daha göremeyeceği” gibi sözler söyleyerek vazgeçirmeye çalışmışlar. Ancak baba günlerce ağlayan, yalvaran kızı ve öğretmenini kıramamış, kızıyla el ele Hasanoğlan’ın yolunu tutmuşlar…

Yeni ve büyük bir dünyayla tanışan o günün küçük kızı, bugünün emekli öğretmeni coşkuyla, sevdayla, hayranlıkla Hasanoğlan’ı anlatmaya ve tariflere başlıyor. “Bakın bakın burası Öğretmen Kulübü, Sosyal Tesis, Misafirhane, Lojmanlar… Şu binalar Amfi tiyatro, Konferans Salonu, Müze, Kütüphane, Atölyeler… Yönetim Binası, Derslikler, Öğrenci Lokali, Resim Atölyesi, Spor Salonu, Yemekhane ve bakın şurası da Yatakhaneler… Kızlar bir tarafta, öteki taraf da erkek öğrencilerindi…

“…iyi ki büyüğün değil de küçüğün sözüne uydum…”

Anılarını özlemle ve keyifle anlatmaya devam ediyor öğretmen hanım: “Babamla okula geldiğimde küçücüktüm daha, beni getirip bıraktı ve gitti… Çok büyük gelmişti okul bana… Köyümüz gibi değildi. Ama kısa zamanda öğretmenlerimiz bize okulu sevdirmişlerdi. Çok yeniydi ve güzeldi her şey, her dersin atölyesi ve öğretmeni vardı. Hep birlikte çok şey öğreniyorduk ve çok güzel işler yapıyorduk. Her şey öyle güzeldi ki, spor yapıyor, yürüyüşlere gidiyor, müzik dinliyorduk…” Bir süre sonra babası kızını ziyarete geliyor. Kızına bazı şeyler duyduklarını, okulda kız/erkek çocuklarla ilgili olumsuz şeyler duyduklarını, doğru olup olmadığını soruyor. O günkü şaşkınlığını aynen yansıtarak ve gülerek, “baba ne diyorsun sen, biz burada çok iyiyiz, herkes kardeşçe derslerimize girip çıkıyoruz, yatakhanelerimiz ayrı, öğretmenlerimiz 24 saat bizimle, anne-baba gibiler. Bize çok şey öğretiyorlar. Ben okulu bitirince öğretmenlerim gibi iyi bir öğretmen olacağım” diyor, bunun üzerine babası ikna oluyor ve “Ben köydekilerin anlattıklarına değil senin anlattıklarına inanıyorum kızım, çok sevindim benim kızım öğretmen olacak, bundan daha güzel bir şey olabilir mi” diyerek köyüne dönüyor. Kızı öğretmen olduktan sonra ise her daim büyük gururla, “İyi ki onların sözüne inanmadım, kızımın sözüne inandım, iyi ki büyüğün değil de küçüğün sözüne uydum” diyerek kendisiyle övündüğünü anlatıyor.

77.Yıl kutlaması…

O ruh yaşamak isteyenlerin el ele halayları ve türküleriyle devam ediyor…

Hasanoğlan’da bir coşku var ki deme gitsin. Özellikle benim gibi ilk kez gelenler şaşkınlık ve heyecan içinde bu kadar geniş bir alanda birbirinden bağımsız yıpranmış, sıvaları dökülmüş, ancak heybetle ayakta duran binalara/dersliklere koşturuyor, içerilere bakmaya çalışıyoruz… Her dersin ayrı bir derslik binası var, kapısında adları yazılı… Müzik atölyesinde yenileme devam ediyor, şimdilik kapıları kapalı, camdan içeriye bakıyoruz, devasa bir derslik bizi şaşırtıyor… Müzik aletlerinin müzeye kaldırıldığını söylüyorlar.

100.Yıl Atatürk Müzesi (Kuruluş 1981, Kurucusu İsmail Aksoy)

Piyano…

1981 yılında İsmail Aksoy tarafından kurulan 100.Yıl Atatürk Müzesi’ne yöneliyoruz. Yolda yine harabe binaları görüyor, camlardan içerilere bakarak gidiyoruz. Müzenin girişinde susmuş matbaa makinesi ve duvar üzerindeki bir büst bizi karşılıyor. Girişte “Öğün, Çalış, Güven” yazıyor. İçeriye giriyoruz, hüzün, hayranlık, heyecan birbirine karışıyor. Yerlerde birçok malzeme var, tam bir müze haline henüz gelmemiş, sadece elde kalan ürünler gelişigüzel yerleştirilmiş, yine de iyi ki bunlar elde kalmış ve korunmuş diyoruz.

Ve piyano, akordiyon, pikap, keman ve diğer birçok müzik aleti; daktilolar, kupalar, çok sayıda kap kacaklar, büyük kazanlar, erzak sandıkları, teraziler, duvarlarda asılı ve yerde resimler, ahşap heykeller, büstler, dikiş makineleri, çok sayıda fotoğrafları görünce şaşırıyoruz… Ve hüzünleniyoruz.

Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezun öğrencisi olmuş, Anadolu’da öğretmenlik yapmış emekli öğretmenler konuklarla tek tek ilgileniyor, büyük coşku ve heyecanla, o günleri yeniden yaşıyor, anılarını anlatmaya devam ediyor ve müzedeki eşyaları anlatıyorlar: “Siz ne diyorsunuz her öğrenci mutlaka bir müzik aleti çalmayı öğreniyordu. Müzik Atölyesi vardı, oradan hep güzel namelerin sesi gelirdi, birlikte şarkılar türküler söyler, halaylar çekerdik. Sporun her türünü yapardık, açık ve geniş alanda yürüyüşlere çıkar, toprak üzerine oturur sırtımızı kendi diktiğimiz, büyüttüğümüz ağaçlara yaslardık… Hep birlikte, öğretmen/öğrenciler, kızlar/erkekler yemek yapar, dikiş diker, tüm ihtiyaçlarımızı kendi emeklerimizle giderirdik.” diyor gurur ve özlemle…

Hasanoğlan’a veda etme vakti geldiğinde hüzünle ama yeni dostluklarla Ahmet Kutsi Tecer’in meşhur şiiri “Orda bir köy var, uzakta” dilimizde, Alper Akçam’ın açılış konuşması kulaklarımızda Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz..

Orda bir köy var, uzakta,

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür.

 

Orda bir ev var, uzakta,

O ev bizim evimizdir.

Yatmasak da, kalkmasak da

O ev bizim evimizdir.

 

Orda bir ses var, uzakta,

O ses bizim sesimizdir.

Duymasak da, tınmasak da

O ses bizim sesimizdir.

 

Orda bir dağ var, uzakta,

O dağ bizim dağımızdır.

İnmesek de, çıkmasak da

O dağ bizim dağımızdır.

 

Orda bir yol var, uzakta,

O yol bizim yolumuzdur.

Dönmesek de, varmasak da

O yol bizim yolumuzdur.

 

Yeni Kuşak Köy Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Alper Akçam’ın açılış töreninde yaptığı konuşma… Akçam şöyle seslendi:

“…Elleri öpülesi insanlar; çok değerli öğretmenlerim, sevgili dostlar, yiğidin harman olduğu bu meydana hoş geldiniz, kavruk köylü çocuklarının kendi elleriyle kurduğu bu harmana hoş geldiniz,
Âşık Veysel’in, Daimi’nin, Müdami’nin, Ali İzzet’in; Montaigne’e, Goethe’ye, Cervantes’e, Shakespaeare’e, İbni Haldun’a, İbni Rüşt’e, Farabi’ye selama durduğu bu harmana hoş geldiniz;
Karacaoğlan’ın, Yunus Emre’nin, Pir Sultan’ın, Nasreddin Hoca’nın, Keloğlan’ın, Karagöz’ün, Tahir ile Zühre’nin, Aslı İle Kerem’in, Leyla ile Mecnun’un, Mevlana’nın, Hacı Bektaş Veli’nin, Doğu Batı Kuzey Güney demeden büyük insanlığa sevgiler selamlar sunduğu bu harmana hoş geldiniz;
Bu harman emeğin, sevginin, barışın, onurun, Anadolu imecesinin yeniden doğduğu bir harmandır,
Bu harman İdris dağını kazma kürekle yararak suyu taşımış, güneşi ve yıldızları okuyarak ateşi ve ışığı cümle köylere, köylülere, üretenlere, fabrikalara, işliklere ulaştırmış, Elmadağ’dan Keskinden Kırıkkaleden Haymana’dan Kızılcahamam’dan toplanmış Kızılırmak karakoyun çocuklarının, Ankaralı seymenlerin, Kepirin bebelerinin, Cılavuzlu yiğitlerin Beşikdüzülü Karadeniz uşaklarının, Kastamonu Göllülerin, Konya Ereğli İvrizlilerin, Diyarbakır Diclelilerin, Çukurova Düziçililerin, Isparta Gönenlilerin kız oğlan demeden harç kardığı kerpiç döktüğü, el ele kol kola durup Sis Dağı’nın başında ‘horona bak horona Tonguç babamızı da istiyoruz horona’ çağırdığı bir harmandır;
Bu harman Unesco tarafından yeryüzünün gelişmekte olan tüm ülkelerine örnek eğitim modeli olarak gösterdiği Köy Enstitülülerinin meydanıdır;
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği olarak dokuz yıldır bu harmandayız; bu harmanda dane, bu harmanda sap, bu harmanda döven olmaya geldik; ezilip un olmaya geldik; yoksul sofrasında bir lokma sıcak bazlama olmaya geldik…

Köy Enstitüleri… Hasanoğlan ve diğerleri… Ve kapanış…

3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasasıyla 17 Nisan 1940’da tarıma elverişli arazisi bulunan yerlerde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 21 Köy Enstitüsü açılmış, bu okullarda köy öğretmeni ve sağlık elemanları, teknisyenler gibi meslek elemanları da yetiştirilmiştir. Toplam açılan 21 okulda yetişen çocuklar köylerine dönerek öğretmenlik yapmışlar, yöre çocuklarını ve yetişkinlerini eğitmişler, bu yolla ülkede yeni bir heyecan ve kalkınma hamlesi yaratmışlardır.

1940’da kurulanlar:

1-İzmir-Kızılçullu Köy Enstitüsü, 2-Eskişehir-Çifteler Köy Enstitüsü, 3-Lüleburgaz-Kepirtepe Köy Enstitüsü, 4-Kastamonu-Gölköy Köy Enstitüsü, 5-Malatya-Akçadağ Köy Enstitüsü, 6-Antalya-Aksu Köy Enstitüsü, 7-Ladik-Akpınar Köy Enstitüsü, 8-Adapazarı-Arifiye Köy Enstitüsü, 9-Vakfıkebir-Beşikdüzü Köy Enstitüsü, 10-Kars-Cılavuz Köy Enstitüsü, 11-Bahçe-Düziçi Köy Enstitüsü, 12-Isparta-Gönen Köy Enstitüsü, 13-Balıkesir-Savaştepe Köy Enstitüsü, 14-Kayseri-Pazarören Köy Enstitüsü,

1941’de kurulanlar:

15-Ankara-Hasanoğlan Köy Enstitüsü, 16-Konya Ereğli-İvriz Köy Enstitüsü,

1942’de kurulanlar:

17-Yıldızeli-Pamukpınar Köy Enstitüsü, 18-Erzurum-Pulur Köy Enstitüsü,

1944’de kurulanlar:

19-Ergani-Dicle Köy Enstitüsü, 20-Aydın-Ortaklar Köy Enstitüsü,

1948’de kurulanlar:

21-Van-Erciş Köy Enstitüsü (İlgazi, 2010:42-43)

 

21 okuldan biri olan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nün 10 Temmuz 1941 tarihinde temeli atılmış, 2 yılda 6 okul, 7 öğretmen evi, 5 işlik, 3 depo, 1 matbaa, 1 yemekhane, 1 yatakhane, helâ, kümes, ahır gibi toplam 31 bina yapılmış, 06 Haziran1943 tarihinde resmen kurulmuştur.

Köylerdeki sorunları iyi bilen Köy Enstitülerinde okumuş öğrenciler, eğitimin yanında sorunları çözmek için de çaba harcıyorlar. Tuğla kesiyor, duvar örüyor, çatı yapıyor, binaları yeniliyorlar; tarla ve bahçeleri modern yöntemlerle sürüyor, gübreliyor, çiftçilik yapıyorlar; yöreye ve toprağa uygun sebze, meyve, tahıl vb ürünler yetiştiriyorlar; hayvancılığı geliştiriyorlar… Sonradan kurulan Sağlık Kolu’nda yetişen ve köylere gönderilen sağlıkçılar da o dönemde çok yaygın olan ve ölümlere yol açan sıtma, trahom, verem, frengi gibi hastalıklarla mücadele ediyor ve büyük başarı kazanıyor…

1954 yılında çeşitli gerekçeler ve baskılar sonucu tamamen kapatılan Köy Enstitüleri ile ilgili olarak Kartal, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Köy Enstitüsü hareketi gerek düşünce biçimi, gerekse ilgi alanları bakımından tümüyle ulusal bir hareket olduğu için kültürün yerel kalmış birçok yanının ulusallaşmasına hizmet etmiştir. Enstitüde müzik, halk oyunları, tiyatro gibi etkinlikler yoluyla yerel özellik gösteren unsurların tespit edilip sergilenmesi buna en güzel örnektir. Altı yıl bile denemeyecek kısa bir sürede Köy Enstitüleri eğitim, hukuk, yönetim, kültür, sanat ve düşün gibi yaşamın tüm alanlarında toplumun tümü üzerinde etki de bulunmuştur. Oradan mezun olanlar öğrendiklerini yaşatmak için toplumun kalkınmasına ürettikleri ile katkıda bulunmuşlardır.

Köy Enstitüleri sisteminin eğitimimize en büyük katkısı, o güne yalnızca teorik olarak kitaplarda okutulan bilgilerin değil, öğrenilenlerin yaşamla bağdaşlaştırılması olmuştur. Okula ve sınıflara giremeyen eğitim ilke ve yöntemlerini, doğanın içinde hayata geçirmek olmuştur. Bunların somut birer örneğini vermiştir. Buralarda binlerce öğretmen adayı, bunları bizzat yaşayarak öğrenmişler ve gittikleri okullara da bunları taşımışlardır. Yani teori ile uygulama iç içe geçmiştir.

Yaklaşık sekiz yıllık bir sürede köyün ekonomik, toplumsal açıdan kalkınması için 17 bin öğretmen yetiştirilerek köye atanmış, köy okullarında okuyan öğrenci sayısı üç kat artmıştır. Bunun yanında en önemli toplumsal etkisinden birisi de köylerin geleneksel ağa-eşraf hiyerarşik yapısını tehdit etmeye başlamasıdır” (Kartal,2008:35).

Ve kapanış… Bunu yazmayı hiç istemedim.

KAYNAK

İLGAZİ, Abdullah, and Kurtuluş ERTUĞRUL(2010). “TBMM’DEKİ YANSIMALARINA GÖRE KÖY ENSTİTÜLERİ.”

Kartal, Sadık (2008). “Toplum kalkınmasında farklı bir eğitim kurumu: Köy Enstitüleri. “Mersin             Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi-4/35

http://www.koyenstitulerivakfi.org.tr/FileUpload/ds12596/File/bulten_42.pdf)

http://s3.amazonaws.com/academia.edu.documents/41276694/TBMMdeki_yansimalarina_gore_koy_enstituleri.pdf

About the Author

mm
Zeliha Dogan Yesil
BYEGM Şube Müdürü ve Ankara Halkla İlişkiler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Mustafa Kemal Atatürk hayranı. AÜ DTCF Türk Dili ve Edebiyatı, AÜ Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, Gazi Ü.Güzel Sanatlar Ens.Yüksel Lisans. Görevi gereği Basın, Dış Politika ve Uluslar arası ilişkiler ilgi alanında oldu. Kurum yayınlarında büyük emeği var, ilk Türk Cumhuriyetleri Haber Bültenini, ilk STK yayın organı olan Türk Kadınlar Birliği aylık bültenini 10 yıl yayımladı… Ve başkaları… Sürekli Basın Kartı sahibi bir kurum gazetecisi. Gezer, görür, yazar, çizer, anlatır, konuşur, paylaşır… Barış, huzur, sevgi ve eğitimin bütün dünyaya yayılması en büyük özlemidir. Köy Enstitüsünden yolu geçmiş bir babanın yaşamına etkisi büyük olmuş, çocukken kendisine getirdiği dünya küresinden parmağıyla belirlediği Güney Afrika, Çin, Hindistan bir de Eyfel Kulesi en merak ettiği yerler olmuş, gitti ve gördü… En büyük hazinesi ailesi, eşi ve 2 kızı… Devam ediyor. Hayatta ve ayakta olmak en büyük sloganı…

Be the first to comment on "Hasanoğlan öyle güzel ki… Köy Enstitüsünden yolu geçenlere selam olsun!"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*


error: Web sayfasında yazılan yazıların telif hakkı web sayfasına aittir. Web sayfasında yazılan, yazıları kaynak göstermeden paylaşanlar ve kullananlar hakkında web sayfası tarafından gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gerekse Basın Kanunu kapsamında tüm yasal haklarımız kullanılacaktır.