Gülen Diyor ki: Kör Parmağım Gözüne!

Amerikan başkenti, 16 Mayıs Salı sabahına Washington Post gazetesinde Fethullah Gülen tarafından kaleme alınmış bir makale ile uyandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Trump ile Beyaz Saray’da gerçekleşecek olan yüksek düzeyli ziyareti sabahı yani…

Washington’da kayda değer biri olan ya da olmayan, azıcık nüfuzu bulunan ya da bulunmayan, Türkiye siyaseti ile ilgilenen ya da ilgilenmeyen siyasi ve bürokratik camia mensubu herkes güne Gülen’in “Artık Tanıyamadığım Türkiye” başlıklı makalesini okuyarak başladı. Makale, hem İngilizce hem Türkçe yazılmış. Aralarında hemen göze çarpmayan ama belli bir strateji ürünü olduğu anlaşılan bir analiz ve amaç ile yazılmış faklılıklar var.

Makalesinde Gülen, Erdoğan’ı yerden yere vuruyor ve diyor ki, “Erdoğan, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz’da gerçekleştirilen menfur askeri darbe girişimini müteakip masum insanlara karşı sistematik bir zulüm kampanyası başlattı.”

Gülen, Türkiye’nin artık demokrasi ve laiklik kavramları ile anılamayacağını vurgulamak olarak algılanacak “Ne var ki  bir zamanlar demokrasisini tekmil ve mutedil bir laiklik anlayışını oturtma yolunda ümit vadeden Türkiye, bütün gücü elinde toplamak ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldi” ifadelerini de kullanıyor.

Gülen’in “Nisan ayında cumhurbaşkanı, ciddi usulsüzlük iddialarının gündeme geldiği bir referandumu az farkla kazanarak devletin üç kolunu da kontrol etmesini sağlayan bir başkanlık sistemi kurdu” cümlesi ayrıca kayda değer.

Bahsettiğim çeviri farklılıklarından tutun yayınlama zamanlamasına, içerikten yazılım şekline makale ile ilgili herşey belli ki ince elenip sık dokunmuş. Bu makale ile Gülen, hem Erdoğan’a hem de Türkiye’ye gözlerine soka soka pek çok mesaj iletme yolunu seçmiş.

Peki nedir bu mesajlar? Anlatayım:

  • Washington Post, Amerikan başkentinde saygın ve yaygın bir gazetedir. Bu gazetede konuk yazar olarak makale yayınlatabilmek oldukça zordur. Sözüne önem verilip saygı duyulan, konusunda tartışmasız uzman olan ve/veya önemsenmesi gereken küresel bir düşünce ya da akımın lideri olan kişlere sayfalarını açar gazete. Gülen bu yazı ile diyor ki, “ben Washington’da saygı duyulan, uzman olarak algılanan ve küresel liderliği bilinen biriyim. Öyle ki, liderler zirvesi sabahında Türkiye Cumhurbaşkanını gölgede bırakma amaçlı makalemi şehrin en saygın gazetesinde dahi yayınlatabiliyorum.”
  • Washington Post’u bakanlardan tutun senatöre, bürokratlardan tutun medya mensuplarına dek herkes ciddiye alır ve okur. Gazete, her sabah Washington D.C., Maryland ve Virginia eyaletlerinde abonelerinin evlerine dağıtılır…. Tüm bu aboneler, siyasetçiler, diplomatlar, bürokratlar ve sade vatandaşlar, sabah ilk olarak Gülen’in perpektifini okuyarak Türkiye ile ilgili haberleri almaya başladı. Yani Gülen, Türkiye ile ilgili gündemi belirledi.
  • Gülen, bu makalede bildiği demokratik-laik Türkiye ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’nı ayrı mevcudiyet üzerine oturtarak büyük bir ustalıkla doğrudan Erdoğan’ı hedef alırken “Türkiye ve Türk halkı için endişe ettiğini” belirtiyor.
  • Gülen, Erdoğan’ın Trump ile büyük buluşması öncesi, tüm Washington’a Erdoğan’ın diktatör olduğunu, laik ve demokratik Türkiye’yi yok ettiğini ilan ediyor makalesinde.
  • Gülen, ABD’nin kendisini Türkiye’ye iade etmeyeceğinden emin. Bu makaleyi yayınlayıp da Erdoğan’ı diktatör ilan eden ve hakkında iade talebi bulunan birinin, iade olasılığı olduğu müddetçe bu tip atıflarda bulunması zor. Demek ki Gülen, iade olasılığım yok tezi ile bu makaleyi kaleme almış.
  • Medyada, ErdoğanTrump zirvesinin haber olduğu her ortamda Gülen’in makalesine de atıfta bulunuldu, bulunuluyor ve bulunulacaktır. Yani Gülen’in makalesi, Türkiye ya da Erdoğan’ın söz konusu olduğu her medya söylemini kendi istediği gibi şekillendirmek amacıyla yazılmış bir ön saldırı niteliğinde.
  • Gülen ayrıca, Nisan referandumunu ve buna dayalı olarak kurulacak bir sistemi şaibeli ilan ederek hem partili başkanlık sistemini hem de bu yolla seçilecek bir başkanı şimdiden şaibeli olarak tanımlıyor.
  • Gülen, Erdoğan’ın liderliğinde güçler ayrılığının fiilen olmadığı bir Türkiye’de artık resmen de kaldırıldığını da belirtiyor. Bunu açıkladığı paragrafın İngilizce metninde kullandığı sözcükler ve cümle kuruluşu, Gülen’in Washington siyasetini, önceliklerini ve baskı noktalarını çok iyi bildiğini gösteriyor bana.
  • Bu bağlamda Gülen, “Türkiye, Washington’da lobi faaliyetlerinin nasıl yürüdüğünü anlamaz. Zaten Washington’da ciddiye alınacak bir lobi faaliyeti de yok. Ama ben anlarım; işte bu makale de bunun kanıtı” mesajını veriyor...
  • Makaledeki bir diğer gönderme ise, Gülen’in “AKP başta demokrattı” temasını ele aldığı paragrafta, Türkiye’nin, bizzat Erdoğan tarafından otoriterleştirildiği mesajı. Erdoğan’a, “muhalefete tahammülü olmayıp kendi halkına zulmeden lider” derken, Türkiye cumhurbaşkanının hem dünya hem de Ortadoğu için bir güvenlik tehlikesi oluşturduğu uyarısında bulunuyor. Yani Washington’daki Erdoğan karşıtı atmosferi derinleştirme ve kendisini ve hareketini AKP’nin demokratik olduğu ilk yılları ile özdeşleştirme hedefi ile hareket ediyor.
  • Gülen, ayrıca bu paragrafta Erdoğan’ı NATO, AB ve ABD’ye hedef göstererek, Batı demokrasisine sahip laik-demokratik Türkiye için “Erdoğan gitmeli” anlamındaki mesajı ile göreve çağırıyor. Türkiye’nin NATO içindeki yerini ve teröre karşı mücadeledeki önemini bilen Gülen’in bu denli cüretkar mesajı kayda değer. Yine aynı noktaya geliyorum ancak, hakkında terör suçu ile iade talebi olan birinin, bu tip bir gözüpeklikte bulunması, olasılık sürdüğü müddetçe mümkün değil. Gülen kesinlikle iadenin söz konusu olmadığını düşünüyor.

Tüm bunlar hazmedilmesi zor belki de imkansız mesajlar. Peki Erdoğan’ın karşı hamlesi ne olacak derseniz, bekleyip göreceğiz…

Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın…

About the Author

mm
Dr. Rengin Morro
Dr. Rengin Morro, terörizm ve çatışma çözümü çalışmaları alanında, kolay anlaşılabilir ve tatbiki çözüm önerileri ile tanınan uluslararası ilişkiler ve siyasi-ekonomik risk analizi uzmanıdır. Türk özel sektöründe başladığı iş hayatını, üniversite ve düşünce kuruluşları bünyesinde akademik çalışlamaları ile bütünleyerek sürdürmüştür. Lisans derecesini Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden alan Dr. Morro, “Avrupa Birliği (AB) İçinde AB’nin Siyasi ve Ekonomik Entegrasyonuna Karşı Görüşler” tezi ile yüksek lisans derecesini tamamladıktan sonra “Çatışma ve Çatışma Çözümü Temelinde Türk-İran İlişkileri” tezi ile de doktora derecesini almıştır. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM) Kontur-terör ve Çatışma Çözümü Dairesi Geçici Başkanı olarak çalışırken aldığı iş teklifi üzerine, Washington D.C.’ye göç etmiştir. Amerikan Üniversitesi ve George Mason Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler ve çatışma çözümü profesörü olarak görev yapmıştır. 2003 Şubat ayından bu yana iş ve akademik araştırmalarını Amerikan başkentinde sürdüren Dr. Morro, özel sektörün yanı sıra, ABD hükümeti ve ilgili kurumlarına uzmanlık alanında danışmanlık hizmeti de vermektedir. Dr. Morro, bir İzmirli olarak ilk kez Yeni Asır Gazetesi’nde 1998 yılında başladığı dış politika yazılarını, Halimiz’de sürdürecek olmaktan heyecan ve gurur duymaktadır.

Be the first to comment on "Gülen Diyor ki: Kör Parmağım Gözüne!"

Leave a comment

Your email address will not be published.


*


error: Web sayfasında yazılan yazıların telif hakkı web sayfasına aittir. Web sayfasında yazılan, yazıları kaynak göstermeden paylaşanlar ve kullananlar hakkında web sayfası tarafından gerek Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gerekse Basın Kanunu kapsamında tüm yasal haklarımız kullanılacaktır.