FABIO GRASSI’NİN ATATÜRK’Ü - Halimiz
SUUDİLERDE REFORM, RADİKALİZM BİTECEK ACELECİLİĞİ
9 Kasım 2017
HAFTANIN ÖNE ÇIKAN HABERLERİ
16 Kasım 2017

Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazmak kolay değildir.

O, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun yetiştirdiği yetenekli bir subay, hem de kendi elleriyle kurduğu cumhuriyetin devlet adamı ve onun ilk Cumhurbaşkanıdır. Osmanlı geleneğinden gelen ama zamanla Osmanlı geleneğinin yıkıcısı olacak olan Atatürk’ü anlamak ve anlatmak, donmuş siyasi ve ideolojik kavramlardan kurtulmayı ve tarihe bir tarihçi objektifliğiyle bakmayı gerektirir.

Türk bilim adamları, gazetecileri ve tarihçileri arasında bunu layıkıyla başarabilmiş kişi sayısı fazla değildir. Yabancı yazarlar arasında akla ilk gelen ise Lord Kinross’tur. İngiliz yazarın “Bir Milletin Yeniden Doğuşu: Atatürk” adlı kitabı olayları ve kişileri mümkün olduğunca yansız ele alan önemli bir eserdir.

Atatürk, yeni ve modern bir ulus devleti kurmak için cephede Batılı güçlerle savaşmış olsa da asıl savaşını Doğu’nun skolastik zihniyetine karşı vermiştir. Bu yönüyle batı ve dünya tarihine önemli bir etki yapmış bir isim olan Atatürk’ün yabancı yazarlar ve tarihçilerin ilgisini çekmiş olması doğaldır. Atatürk’ü tarihsel bir kişilik olarak her yönüyle cesurca yazan o isimlerden birisi İtalyan tarihçi Dr. Fabio L. Grassi’dir.

Grassi’nin Atatürk adını taşıyan kapsamlı kitabının yayınlanış yılı 2009’dur.

Dokuz bölümden oluşan bu kapsamlı biyografide Grassi, Atatürk’ü “Mustafa” adlı genç bir delikanlıyken anlatmaya başlıyor. Kitabın ilk cümlesi şöyle: “Bu kitabın kahramanın adı başlangıçta Mustafa idi, sonra sırasıyla Mustafa Kemal, Mustafa Kemal Paşa, Gazi Mustafa Kemal, sonra Kamal Atatürk ve nihayet Kemal Atatürk oldu.”

Grassi, Atatürk’ü Osmanlı’nın Avrupa’nın hasta adamı olarak nitelendirildiği yıllarda Selanikli bir Türk çocuğu olarak anlatmaya başlar. İmparatorluğun o yıllardaki sosyal ve siyasi tablosunu sarih bir dille gözümüzde canlandırır. Mustafa’nın genç bir öğrenciyken okuduğu kitapları, etkilendiği yazarları, arkadaşlarıyla paylaştığı fikirleri öğreniriz. Toplumun –bugün bile hala geçerli olan- garp ile şark arasındaki parçalanmışlığı, Atatürk’ün ailesine de yansımıştır. Onu okula yazdırırken annesi ve babası tartışırlar:

“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe girmek meselesidir. Bundan dolayı annemle babam şiddetle mücadele etti. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu. Memur olan babam o zaman yeni açılan Şemsi Efendi Mektebi’ne devam etmeme ve yeni usül üzerine okumama taraftardı.”

Atatürk’ün ailesi hakkında da bilgiler verir Grassi:

“Bu süreç içinde Mustafa’nın kızkardeşi ve iki ağabeyi doğar doğmaz ya da bebekken ölmüşlerdi. Zübeyde (Hanım) ondan sonra iki kız bebek daha doğurdu ve bunlardan adı Makbule olanı yetişkin yaşa kadar yaşadı. Aile anılarına göre belli bir noktada işler kötüye gitmeye başladı ve Ali Rıza Efendi önce kendini bıraktı sonra da büyük bir olasılıkla 1888 yılında hayatını kaybetti. Dul anneye küçük bir maaş bağlandı.”

Kitabın ikinci bölümünde ülkedeki ihtilaller, savaşlar ve devleti ayakta tutabilmek için İstanbul’un verdiği mücadeleler anlatılır.

Dördüncü bölümden itibaren Mustafa Kemal artık bir kişiliğiyle kendini var eden bir isyankardır ve olaylar bizi onunla birlikte yeni bir ülkeye doğru götürür. Atatürk’ün Sovyet Rusya ile olan ilişkileri, komünizm hakkındaki fikirleri, Mustafa Suphi’nin tasfiye edilmesi, cumhuriyetin ilanıyla başlayan ve bazıları tepki çeken reformlar tek tek anlatılıyor.

Kuşkusuz 374 sayfalık kitabın içindeki birbirinden önemli bilgi ve anekdotları burada sıralamak mümkün değil. Ama kitapta dikkatimi çekenler; Atatürk’ün genç Mustafa olarak kişiliğinin şekillenmesine neden olan olayların cesurca anlatıldığı ilk bölüm (yazar zaman zaman geçmiş olaylara göndermeler de yapıyor) ve Atatürk’ün yaşadığı toplumun içinde bulunduğu kavram kargaşalarına kendi başına veya arkadaşlarıyla birlikte yaptığı itirazları anlatan bölümlerdi. İlerlediğinizde Atatürk’ün İstanbul’da yaşayan kız arkadaşı (yahut sevgilisi) Corinne Lütfü’ye cepheden yazdığı mektupları da okuyoruz.

Atatürk’ün Fikriye Hanım ile olan ilişkisinin ayrıntılarını ve Latife Hanım ile yaptığı evliliğin neden kısa sürdüğünün ipuçlarını da kitapta bulabilirsiniz.

Atatürk’ü sadece askeri ve siyasi kişiliğiyle değil, O’nu farklı bir insan yapan özel hayatıyla, korku ve sevinçleriyle tanımak, tarihimizi sadece savaşlardan ibaret sayan resmi söyleme karşı bir duruş olarak da ortaya konabilir. Grassi’nin başarıyla yaptığı gibi başta Atatürk olmak üzere tüm tarihi şahsiyetleri etten kemikten bir insan olarak anlatmak, olayları zihnimizde daha iyi canlandırmamıza ve doğruları öğrenmemize neden oluyor. Grassi’nin eserini bitirdiğinizde Atatürk’ün büyük bir lider olduğunu yeniden anlıyorsunuz; ama bu kez daha farklı, daha insani ve daha zengin ayrıntılarla donanmış olarak.

Basın yayın organlarına “Osmanlı’nın torunuyum” diyerek fikir beyan eden ama kendi dedeleri hakkında en büyük cehalete sahip kişiler varolduğu gibi, Cumhuriyet ve Atatürk hakkında çok konuşan ama yalnızca sloganlardan ibaret cümleler kurabilen söylem sahiplerine rastlıyoruz.

Kişileri ve olayları tüm yönleriyle bilmemiz için doğru kaynakları okumak gerekiyor. O kaynaklardan en önde geleni Nutuk ise, diğerleri Lord Kinross’un ve Fabio L. Grassi’nin Atatürk kitaplarıdır.

mm

Murat Erdin

Murat Erdin 1968'de İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'nden sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğe 1990 yılında başladı. Radyolarda ve televizyonlarda çok sayıda programa imza attı. Halen yazar ve öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!