DEĞİŞİM İSTİYORUZ, T A M A M MI? - Halimiz
TRUMP VE İRAN
10 Mayıs 2018

Seçim düdüğü çalınca, zaman koşturarak akmaya başlıyor sanki. Geçen haftadan bu yana artık tüm cumhurbaşkanı adaylarımızı da biliyoruz. Her biri de – maşallah – beklenmedik bir dinamizmle karşımızdalar. Reis bile bu tablo karşısında hafif şaşkın gibi. “Milletimle ahitleşiyorum” diye bir seçim manifestosu açıkladı; IMF’ye hazır da borcu sıfırlamışken bu vaatler neden bugüne kadar gerçekleştirilememiş, hayret. Koca on altı yıl sonra, seçim sonrasına kalmış tüm bu vaatler. Ve bütün bunlardan kahretsin ki (!) tek parti dönemi ve geçmiş iktidarlar mesul; onlar olmadı, dış mihraklar…

Sizleri bilmiyorum ama bu manipülatif siyasi dil, beni siyasetten etti. Siyaset, doğasında, yapıcı, çözüm üretici, insana hizmet için var olan bir araçtır. Siyasetçilerin, egemen olunan toprak üzerinde yaşayan kitleleri idare sanatıdır. Devletin, insanını, en iyi şekilde ileriye taşıyabilmesi için kitleler adına verilen kararların toplamıdır. Matematik gibidir; satranç gibidir; zevklidir, onurludur, kafa ister… Ya bugün?

Bugün sandığa gidiliyor, seçim var, “Tek dertleri var o da Recep Tayyip Erdoğan’ı yıkmak,” diyor cumhurbaşkanı. “Başka Cumhurbaşkanı adayları da mevcut, biz ne kadar adayla yarışırsak o kadar memnun oluruz,” diye de ekliyor. Ama bu iki cümle birbirini tamamlamıyor. Halk sandığa gidince tercih yapar; yıkmaz! Tercihin sonucu, sandığın kazananı ve kaybedeni olur.  

Bireyin kendini ifade ederkenki kelime seçimleri, zihninde var olanı ele verir. Ve bazen tek kelimeden, destan yazarsınız. “Şayet bir gün milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz,” ifadesinin sosyal medyada #T A M A M diye rekorlar kırmasının nedeni de budur. Çünkü önemli bir kesit, mevcut idarecilerin, seçimde kaybetseler bile barışçıl bir devir teslim yapmayacaklarından eminler.

Başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ’ın dün yaptığı açıklamayı ele alın. “Milletimiz, Erdoğan’ı canı pahasına yedirmemiştir. 24 Haziran’da da Cumhurbaşkanımız emaneti devralacaktır,” diyor ve devam ediyor: “İktidar, Twitter’dan değil sandıktan çıkar. Boşuna kendilerini yormasınlar. 24 Haziran rüyalarının kabusa döndüğü gün olacaktır.” Bu dile bakarsanız, Erdoğan’ı seçmeyen her vatandaş için 25 Haziran sabahı kabusunu yaşamaya başladığı ilk gün olacak. Bu, nasıl bir zihniyettir!

Seçim sandığı ortadayken, ‘yedirmemek’ nasıl bir ifadedir? Oy verme hakkına sahip her seçmen, Erdoğan’ı tercih etme zorunluluğunda mı? Bu dil, seçim kelimesinin anlamına ters değil mi? Ve yani sene olmuş 2018, seçime giderken konuştuklarımıza bir bakın. İnanın, insan sağlığını ve beyin fonksiyonlarını doğrudan tehdit eder bir hal almaya başladı bizdeki bu siyaset yapılış tarzı. Sadece bir laf yarıştırma; bir acayip güç göstergesi oldu çıktı. Bunda, kusura bakmayın, ne adalet var ne de kalkınma. Dün akşam piyasalar kapanırken dolar 4.3128 idi. Dövizle borcu olan yatırımcı nasıl kalkacak bu ağırlaşan tablonun altından!

İktidar partisi seçmeni, kendini güçlü gördüğü için bu olan biteni umursamıyor olabilir ama insan gerçekten merak da etmiyor değil hani, siyaseten sizden farklı olan insanlara karşı ne yapılsa mübah mı; gerçekten olan biten içinize siniyor mu? Bu kadar sert siyaset, neyin ne olduğunun takip edilemediği, hesap verilebilirliğin bir tek güçsüze işlediği bir adalet sistemi ile gerçekten devam mı? Malum mevzuda kandırıldık denince, bunun temizlenme yerinin mahkeme salonu olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz? Hani laf aramızda, bu öyle bir kandırılma oldu ki Gazi Meclis bombalandı; tarihimizde yaşamadığımız bir utancı yaşadık bu kandırılmalar sonucunda. Ama, kandırıldık, peki madem deyip geçtiniz mi? Sizde niye acaba hiç güven sarsılmıyor? Ne zaman bu soruları konuşmak için ağzımızı açsak, acayip bir hakaret bombardımanına maruz kalıyoruz. Bu mudur gerçekten? Farklı yaklaşım, itirazlar, sorular, meraklar, hepten mi cısss?!…

Ha bunları boşverelim diyorsanız… İyi parti genel başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener’e, FETÖ’cü diyelim; HDP eski eş başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ı terör örgütü PKK’lı olmakla suçlayalım ama PKK’lı diye değil de Erdoğan’a hakaretten tutuklu yargılandığı için hapiste yatmasını kale almayalım; CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce hakkında şahsen bir terör örgütüne üye olduğu iddia edilmedi ama partisinin terör örgütlerine yataklık ettiği defaatle söylendi… Siz, daha önce, bunca terör örgütünün cirit attığı bir siyasetçi kadrosu, cumhurbaşkanı adayları, bir meclis, dünyanın her hangi bir yerinde gördünüz mü? Türkiye’ye gerçekten yakıştırıyor musunuz bunu? İktidara karşı fikir beyan eden her siyasetçi veya vatandaş, illa terörist ve terör örgütü üyesi mi olmak durumunda? Böyle ise demokrasi, özgürlükler, bunun neresinde? Herkes tek fikir düşünüp, tek tip mi yaşayacak hayatını? Siyasi arenada konuşulanları takip ettikçe, lafların gittiği yer hepten ürkütücü olmaya başladı.

Mevcut siyasi atmosferi yaratan iktidar, bu üslubunda çok ısrar etti ve halkın birliğini bozdu. Daha önce hiç konuşmadığımız şekilde konuşur; birbirimizi hiç görmediğimiz şekilde görür olduk. Seçmenler üzerinden hiç bu kadar kafa patlatmazken, birbirimizden bildiğiniz korkmaya başladık. Aramıza fitne girdi. Bu, bir ülke toplumuna yapılabilecek en acımasız kötülük.

Bu siyasi dilin değişmesi için sandık bir ümit ise…

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin, Erdoğan dahil, hapisteki Demirtaş’ı da kapsayarak rakipdaşlarına yaptığı nezaket ziyaretleri çok kıymetli gözüküyor. İyi partinin cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener’in, iktidarın söylemlerine sert çıkarken rakipdaşlarına kol kanat gerer ifadeler kullanması içimizi yumuşatıyor. Ve şunun şurasında sandığa 46 gün kala, inanın, bu adaylardan dahasını beklemeye de gerek yok. Bu siyasi atmosferi kuranlar öylesine sert, öylesine zehirli bir dili empoze ettiler ki diğer adaylar da arada bu ortama uyuyorlar ama iktidar seçmenini de kapsayarak hemen ifadeleri toparlamaya gayret gösteriyorlar. Nasıl bir Türkiye istediklerini de üç aşağı beş yukarı anlatıyorlar. Detaylara takınılacak gibi bir lüks yok önümüzde. Ekonomi üzerinden yapılan spekülasyonlar da ayrı bir dert. Durumun da iç açıcı olmadığı aşikar. Ama inanın hiç bir devlet, kasası sıfırlansa bile batmaz; birliğinden olmuş bir millet ise var olamaz. Varlık mücadelesi de maddiyattan değil, maneviyattan geçer. Son on altı yıldır bize sergilenen maneviyat, fos çıktı. Dirliğimiz bozuldu, geri istiyoruz. Bize hakaret etmeyecek, çağın koşullarına ve ötesine yakışır güzel bir devlet mekanizması ile hep birlikte güzel bir ömür yaşamak istiyoruz. Siyasetçilerin, yaşam alanımızı daha fazla dilleri ile, ettikleri ile terörize etmesinden yorulduk.

Değişim istiyoruz, T A M A M mı!

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!