CHP'NİN MUHALEFET SORUMLULUĞU - Halimiz
ÇOCUK
11 Ocak 2018
WELCOME TO 2018
11 Ocak 2018

Ana muhalefet partisi CHP, OHAL’in, Parlamenter sistemi devre dışı bıraktığından ve son çıkan KHK ile de sivil silahlı çetelerin işlediği ve işleyeceği cinayetlerin meşrulaştırılmasının önünün açıldığından şikayet ediyor.

Memleketin gidişatından korku duyuyor; bu gidişle sonumuzun hayra olmayacağından emin konuşuyor…

Gerekçelendirmesindeki liste uzun… Detayda boğulmayalım diye bu serzenişleri tane tane sıralamıyorum.

Mesele şu ki bunca dertlenmeye karşın, bu muhalefet ne yapıyor?

Yaptığı, çok laf mı öz iş mi?

Herhalde ikincisini icra ettiğini söyleyecek halimiz yok; edilen tonla lafı da hepimizin artık ne hafızasında tutacak hali kaldı, ne de inanası.

Her sandık önümüze konduğunda “çıkın oy kullanın, biz sahip çıkacağız” diyorlardı…

En son 16 Nisan gecesi Kemal Kılıçdaroğlu’nu unutan ne olsun!!!

Adalet Yürüyüşü de haydi güzel bir inisiyatif olsun; Kılıçdaroğlu’nun sallanan koltuğunu sabitlemenin ötesinde, ne gibi somut bir getirisi oldu???…

Bu yürüyüş, 16 Nisan’da yaşananın karşılığına denk geldi mi gerçekten?… Hiç gelebilir mi ?…

Bu aralar, AKP’nin kadim dostu pek muhterem Devlet Bahçeli hakkında laf söylemek çok popüler oldu. Ancak Kılıçdaroğlu’nu bu kervandan ayrı tutarsanız, yanılırsınız.

İkisi de öyle müstesna siyaset güdüyorlar ki normal bir mantık silsilesinde yaptıklarını izah etmek pek olası gözükmüyor.

Tuhaf olduklarını kabul ettiğinizde de ikisinin de Erdoğan’ı iktidarda tutmak için canla başla çalışan iki karakter olduğunu görüyorsunuz.

Bu tuhaflıklarının arkasında bir iş var mıdır; ipleri tutan başka birileri midir falan diye de güzelim zihinlerimizi yormaya hiç gerek yok.

Bir şey aksi bu adamlarda demek, yeter de artar bile bizim gibi sıradan vatandaşlar için…

**********

Kılıçdaroğlu’nun, salı günü olağan Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmaya bakalım. Dedi ki: 

“ByLock uygulaması dolayısıyla 11 bin kişiyi boşa hapishanede tuttular. Yanlış yapıyorsunuz dediğimiz zaman, vay siz de FETÖ’cüsünüz (dediler). 11 bin kişinin FETÖ’cü olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Kurunun yanında yaş çıktı ortaya. 11 bin yaş olur mu?”

Olmaz elbet. Ama bu iletişim tarzı baştan beri enteresan. Hatta FETÖ’cü diye yaftalanmalarının da kapısını aralayan bir tarz. CHP’nin, halkın dilini, hislerini, tepkisini içselleştiremeden meydanlarda konuştuğunun adeta kanıtı kıvamında.

Dünün Gülen Cemaati, bugünün terör örgütü FETÖ, çarklarını döndürmek için bir nevi haraç tarzı insanlardan para topluyordu; versen bir dert vermesen ayrı dert kıvamı, çoğu kişi çaresizlik hissine kapılıp mecburiyetten bu döngünün içinde buldu kendini. İktidarla kurdukları çıkar evliliği ile de – dünün Cemaati – gücünü iyice perçinleştirdi ve hepten fütursuzca ezmeye başladı garibanı. İnsanlar geçim derdi içinde boyun eğdiler. Bugün de o vakitlerden biriken tepkileri, bunca hukuksuzluğa sessizliği ve vurdumduymazlığı doğurdu. Doğru ya da yanlış…

CHP, 100 küsür binin üzerinde kamu personelinin işten çıkartılmasına rağmen ortalarda neden bir mağduriyet feryadı duymadığını; bunun oya neden sirayet etmediğini iyi tahlil etmeli. Tekrarlayalım, toplumun doğru ya da yanlış refleks gösterdiği gibi bir yargıya girmeden olanı görmeli; gördüğünü aktarmalı ve kendi söylemini onun üzerine inşa etmeli. Ali-Topu-At diyoruz biz böyle şeylere… Topu da Ali’nin atabilmesi için öncelikle halkın, başından bir bela savdığı için şükrettiği hissiyatında olduğunu görmezden gelir bir söylemde olmamak gerek. CHP’nin mevcut söyleminin, halkın bu tepkisi ile hiç bir köprüsü yok. Dolayısı ile de her ağızlarını açtıklarında, ellerine-yüzlerine-gözlerine bulaştırıyorlar.

CHP’nin işi, AKP’nin yaptığı hataların peşine düşmek değil… Memleketi yönetmeye talip olmak olmalı. Onun için de bütünü görmek şart, bilmem daha başka ne denmeli anlamak isteyene! Bu bir…

Bir de… İktidar da bilerek, isteyerek ve kasıtlı olarak Gülen Cemaatinin FETÖ’ye nasıl ve ne zaman evrildiğini; dini nasıl ve ne şekilde sömürdüğünü; hangi öğretisinin, insanları, kendi Yüce Meclisini bombalayacak kadar yoldan çıkardığını sorgula(t)mıyor. Başka başka cemaatlerin aynı hataya nasıl düşmeyeceğini bil(e)miyoruz. Bunlar hep geçiştirilen mevzular. Benim, kutsal kara delik dediğim hikayenin özü… Boğaziçi Üniversitesi, ‘yerli ve milli’ değerlere uygun birey yetiştiremeyip Ahmet Davutoğlu’na diploma verdiği için bugün belki topun ağzına gitmiş olabilir ama “Cemaat nire, Boğaziçi nire” demekten de kendimizi men etmeyelim. Zira, ‘yerli ve milli’ değerler illa da dini değerler üzerinden yüceltilecekse, FETÖ’nün yarattığı sonuç ortada…

Normal zamanlarda olunsa Boğaziçi Üniversitesi ile gurur duyulmak dışında bir de bütçesine destek çıkmak için yarışa girilir ama normal zamanlara hasret kaldık malumunuz!…

**********

Gelelim sadete… İktidar, OHAL’i 6ıncı defa uzatmaya karar verdi. CHP, yılbaşı arefesi çıkan KHK’nın devletin temeline bir nevi fitil koyduğunu argüman etti. İktidar tarafında kendini görmeyen her vatandaşın can güvenliğinin ve yaşam hakkının tehlikede olduğu korkusunu dile getirdi.

Peki, CHP, OHAL’in 6ıncı defa da uzatılması için Meclis’de yapılacak oylamada yer alacak mı? Soru bu…

OHAL’i Kaldırma Çalıştayı’nın eli kulağında… Adalet Yürüyüşü gibi çok faydalı bir faaliyet olacağından şüphem yok.

Netice?

Durumu şöyle özetlemekte fayda var. “CHP’den hiç bir cacık olmaz” diye balataları hepten yakmadan önce, bu en kapsamlı siyasi örgütün çalıştay vesaire toplamanın ötesinde bir varlık göstermesi şart. Mevcut haliyle iktidarın yarattığı sahnede, figüran gibi bir karakteri oynamanın ötesinde bir duruş sergileyemiyor. Kendi sahnesini yaratacağı bir hamleye ihtiyacı var.

Nasıl?

Bir olasılık, OHAL’in uzatılacağı oylamaya parti olarak katılMAma kararı almak akılcı olabilir. Zaten, artı veya eksi varlıkları veya yoklukları sonucu değiştirmiyor. Neden bedenen o oturumda bulunsunlar?

Sine-i Millet’e gitmekten de bahsetmiyorum. CHP’nin, OHAL yönetimine ve KHK’larla şekillenen yeni düzene getirdiği eleştirinin tabii sonucu olarak atacağı adım bu olsa gerek diye aktarıyorum. Hem bunca lafı söyle, hem de oylamaya katıl — bu kadar etkisiz eleman olacak isen — ne gerek!!!

Meclis çalışmalarında da katılımlarını ve vakitlerini farklı kullanmaya yönelebilirler. Vakti farklı kullanmak bazen umulmadık başarıları getirir.

Kafası çalışan sağlam bir heyet kurulur, CHP’nin siyasi kapitalini en doğru ne şekilde kullanabilir diye strateji üretir. Mevcut yönetim böyle bir iradeyi sergileyemiyor; parti içinde böyle bir inancı sağlayamıyorsa bunun da önünü açmaya bakılır.

Çok laf, doğru da olsa kafa patlatır… İnsan, düşünemez olur. CHP de bugün bol bol konuşuyor; doğru da konuşuyor elbette ama iş çıkmıyor. Bu gidişle de çıkmaz.

Kılıçdaroğlu’nun, 16 Nisan için ben gibilere kendini affettirebilme potansiyeli olmasa da… Bundan sonrasında 16 Nisan’a takılı kalmamamız için bu yeni dönemeci bir fırsata dönüştürmesi ve siyaseten fark yaratabilecek bir düşünce ve eylem iradesine sahip olduğunu sergilemesi gerekiyor.

Bu tren de kaçarsa kimse ağzını açıp gelecek seçimlerde aman oyunuzu verin, biz gereğini yapacağız gibi boş laf etmesin. Hele hele KHK 121’in ne olduğunu kendi ağzınızla söylemiş iken, sakın…

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!