ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİNDE BİR TUR - Halimiz
HAYAT BİZİMLE KONUŞUR!
13 Eylül 2018
BÜTÜN DİĞER BARIŞLARI SONLANDIRAN “BARIŞ”: BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI ORTADOĞU
13 Eylül 2018

Elbet bir gün hepimiz toprak olacağız; bize adanan yerlerde ebedi istirahatımıza uğurlanacağız. Çanakkale Savaşında hayatını yitiren yüzbinler için ise ziyaret ettiğimiz şehitlikler hep temsili. Mezar taşında adı yazan asker aslında oradaki toprağın altında gömülü değil. Bedeni, İtilaf kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu düştüğü yerde; son nefesinde her ne halde ise toprakla hercümerç olup öylece kalakalmış. Canı pahasına savunduğu toprağı, üzerine bir örtü gibi bile çekemeden gitmiş bu diyarlardan.

Meçhul Asker hariç. Mezar taşının üzerinde, “Bir Anzak askeri tarafından Avustralya’ya götürülen Türk askerinin kafatası, Avustralya hükümetince 10 Mart 2003 tarihinde Türk makamlarına teslim edilmiş ve 18 Mart 2003 tarihinde dini ve resmi törenle buraya defnedilmiştir,” diye yazmakta. Akıllara ziyan bir barbarlığın yaşandığı bu savaşın göstergesi gibi karşımıza dikilmekte…

Bu yıl 30 Ağustos’ta, Gelibolu’da olmayı dilemiştim. Bir ulus olarak var olabilme mücadelemizin ilk nişanesini yerinde ziyaret etmek; geçmişlerimizin huzurunda bugüne bakıp, milletçe birbirimizle olan geçimsizliğimiz, çekememezliğimiz, zıtlaşmalara doyamamamız, tepişmelerimiz, tahammülsüzlüklerimiz, hoyratlaşmamız, kadir şinas bilmez hale gelişimiz, gaddarlaşmamız, vicdansızlaşmamız, şefkatsizleşmemiz, kabalaşmamız, vasatlaşmayı büyük iştahla taçlandırmamızda bana düşen pay her ne ise, ondan ötürü huzurlarında af dilemek için. Öyle de gönülden dilemişim ki harika bir zamanlamada gelen bir elektronik posta ile Gelibolu yolum açıldı.

Emekli Tuğgeneral Haldun Solmaztürk, İngiltere merkezli Gelibolu ve Çanakkale Uluslararası Derneği’nin her yıl yaptığı geleneksel ziyaretine eşlik etmem için bir davetiye göndermişti. Hemen olumlu yanıt verdim. Ve Zafer Bayramımızı kutladığımız günün akşamı Ankara’dan Çanakkale’ye giden tek seferde ve akşam uçağı ile yola düştüm. Geceyarısı, feribotla, Eceabat’a Gelibolu’ya geçerken gecenin karanlığında karşıma çıkan ilk anıtla, “İyi ki…” dedim, “İyi ki kısmet oldu, tam olmak istediğim yerdeyim,” diyerek yutkundum. “Dur Yolcu,” diye başlıyordu gecenin karanlığında karşımda duran anıt heykel. “Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.”

Biz, bilerek gezdik. Hele asker emeklisi bir rehberin önderliğinde savaşın cereyan ettiği yerleri gezmek unutulmaz bir ayrıcalıktı. İnsanın tarihini gerçekten bilmesi; tarihin de hakkı verilerek anlatılması şart. Çanakkale Savaşı herhangi bir zaman diliminde, herhangi bir olayla karşılaştırılabilecek bir mücadele değildir. Bu ziyaret edilen şehitliklerde yer alan mezar taşlarında yazan her bir askerin düşmüşlüğü vardır bu topraklara; koca bir yarımadayı aslen defin alanı yapma pahasına kazanmışlardır Zafer Bayramımızı. Böylesine bir savunmayı, dünya tarihi daha ikilememiştir…

**********

Osmanlı, ekonomik olarak adeta iflasın eşiğinde. Padişah, Balkanlar’da ve Afrika’da kaybettiği toprakların idrakinde değil; hala toparlanabileceğini ve hatta gücünü katlayabileceğini düşünüyor. Bunun için sürekli ittifak arayışında. Öncelikli kapısını çaldıkları, ki İngiltere ilk sırada yer almakta, Osmanlı ile işbirliği yapmak istemiyor. Karşısındakinin zayıf anını yakaladığının farkında, dikmiş gözünü İstanbul’a. Fransa keza öyle. Rusya ise hepten iştahlı. Ortalık kaynıyor ve Almanya, Osmanlı’nın reddedemeyeceği bir teklifle karşısına çıkıyor. İngiltere, Osmanlı’dan parasını aldığı iki savaş gemisinin teslimine ramak kala teslimattan vazgeçerken… Almanya, Osmanlı’ya, Yavuz ve Midilli adı verilen iki gemi vererek bu kayıplarını kapatmayı öneriyor.

Padişah, halkın, Almanya ile bir ittifaka razı gelmeyeceğinin farkında görüşmelerin gizli yürütülmesini emrediyor. İttifak sağlanıyor ama tarafların emelleri ayrı tellerden çalıyor. Almanya, Osmanlı’yı, Birinci Dünya Savaşı’na sokma peşinde. Hedefi, Batı Cephesinde kendini rahatlatmak. Osmanlı’nın da aklı, kaybettiği toprakları yeniden almakta; Almanya’nın peşine takılıyor. Çanakkale Savaşı başlayınca bu çelişki patlak veriyor. Çanakkale’ye gelmeden önce Sofya Askeri Ataşesi olan Atatürk, Almanların, Bulgarlara, Türk askeri planlarını sızdırdıklarını ve dolayısıyla da Balkanları kaybetmelerinde önemli bir faktör olduklarını öğreniyor. Gelibolu’da mevzi aldığında Atatürk, Alman komutanların hazırladıkları savaş planlarını son dakikada ve hoyratça değiştirmesinden işkilleniyor. İstanbul’un, Türk askerini, top yekün Alman askerlerin komutası altına vermesinden de derin bir rahatsızlık duyuyor. Ve 25 Nisan 1915 sabahı daha şafak sökmeden başlayan kara harekatında dedikleri tek tek doğrulanıyor; doğrulandıkça da Türk askeri oluk oluk kan döküyor Çanakkale’de…

Çanakkale Tanıtım Merkezi’nde gönül isterdi ki Atatürk’ün asıl böyle bir konjenktür içinde verdiği mücadelenin tüm boyutları anlatılsın ve aslen askeri stratejinin öne çıkan tarafları da gözden kaçırılmasın. Ama 11 ayrı salonda seyrettiğimiz 5-6’şar dakikalık gösterimlerde İtilaf kuvvetlerinin komuta birliğinin yaptığı savaş değerlendirmeleri verilirken; Türk tarafında kazanılan zaferin, salt askerin kahramanlığı ile olduğu ön plana çıkartılıyor. Şüphesiz ki askerin kahramanlığı olmadan böyle bir zafer kazanılamazdı. Ama arkada, Atatürk başta olmak üzere Türk/Osmanlı komutanlarının dahiyane üstünlükleri de vardı. Bugün Gelibolu’da şehitlikleri gezerken Anzakları, Fransızları, İngilizleri, Avustralyalıları görüyorsunuz ama… Ama Alman yok! Canları pahasına çıkmak zorunda oldukları bir tuzaktan Türk komutanları, gün geldi Almanların Türkçe bilmemesinden istifade Alman komutan adına emir veriyormuş yaparcasına çıktı; gün geldi askeriyede kesinlikle olamaz denilen emir-komuta zincirini bozdu. Zira Almanlar, İtilaf kuvvetlerinin karaya çıkmasını ve mümkün olan en uzun süre ile burada Türklerle çatışmalarını ve dolayısı ile de Batı Cephesinde biraz soluk alabilmeyi hedeflemişlerdi. Atatürk, böyle bir dönemde oyuna çok önceden ayıp İstanbul’a durumu tüm çıplaklığı ile anlatan telgraflar çekmişti ama kendini dinletememişti. Savaş, çok boyutlu ve sinsi hallerde süre geliyordu…

Velhasıl, Gelibolu’yu ziyarete gelenlere, bu zaferin, askeri stratejideki ayağını boş bırakarak anlatırsanız ve konuyu sadece askerin kahramanlığı olarak lanse ederseniz… fark yaratan zihni görmezden gelirseniz… tarihi, belki bir şekil aktarmış olursunuz ama gerçeğinden uzak ve çarpıtılmış olarak aktarırsınız. En kötüsü de yeni nesillere, fark yaratan bir zekayı sanki mevzu bahis edilmeye değer görmediğinizi aşılamış olursunuz ki doğru değerlendirilmeyen nice kahramanlıkların sonu hüsran olmuştur. İpin ucunda canınız mevzu bahis olduğunda, emin olun kimse liderinin kandırılmış olmasını dilemez. Böyle hayat memat meselelerinde kandırılmak, ölüm demektir… Ki 1915 Çanakkale’de, İstanbul’un, Almanya’ya güveni böyle bir talihsizliğe denk gelirken… Atatürk, gidişatın yönünü değiştirmiştir.

Çanakkale Savaşı’nda verilen mücadeleyi gerçek anlamda anlayabilmek için lütfen gidin ve gezin. Eminim yerinde gördüğünüzde, tarihi gerçek anlamda doğru bilgileri ile okuduğunuzda, böyle bir zaferin dünya tarihinde başka bir denginin olmadığını teslim edeceksinizdir. Ve başka hiçbir olayla da denk tutmayacaksınızdır…

 

mm

Tülin Daloğlu

Publisher / Yayıncı - tulin.daloglu@halimiz.com Bu sitenin yayıncısı ve baş editörüyüm. Gazetecilik mesleğimde yirmi yılı geride bıraktım. Başta Türk medyası olmak üzere, Amerika, İngiltere ve İsrail medyalarında yazılarım yayınlandı. Ankara, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezunum. Üzerine aynı bölümde master çalışmam var … Ve Washington, D.C., Amerikan Üniversitesi'nde medya hukuku üzerine ikinci lisans üstü çalışmamı tamamladım. Şimdi, bu yeni mecrada huzurlarınıza çıkıyorum … yazarak, konuşarak, bilgi odaklı yürüyerek var olmaya kıymet verenlerdenim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!