BEYOĞLU’NUN YENİ SAKİNLERİ! - Halimiz
KÖPRÜDEN GÖRÜNEN MANZARA
9 Kasım 2017
KANAL İSTANBUL ÜZERİNE
9 Kasım 2017

İstanbul denilince ilk akla gelen yerlerden birisi hiç kuşkusuz şehrin en önemli meydanı kabul edilen PERA bölgesi… Yani Beyoğlu ile Taksim’i de içine alan gizemlerle dolu geniş mekan. Pera’yı her dönem önemli kılan, şehrin ortasında yer almasının yanı sıra halkın tarih ile birlikte bu bölgeye yüklediği sembolik anılar. İstanbul’a yolu düşüp de İstiklâl Caddesi ya da eskilerin tabiriyle Cadde-i Kebir’de yürümeyen, kafelerinde oturmayan, bugün birer ikişer yok olan sinemalarına gitmeyen, profiterolünü yemeyen, kentin vitrini kabul edilen kitapçılarından kitap almayan, nostaljik Tünel’den Karaköy’e çıkmayan ya da caddeyi ikiye bölen sevimli tramvayının önünde fotoğrafını çektirmeyen neredeyse yok gibidir.

Bilmeyenler için Beyoğlu, İstanbul’un Avrupa yakasında bulunan bir ilçenin adı. Şişli, Beşiktaş ile Kağıthane ve Eyüp ilçeleriyle komşu. Aynı zamanda Haliç yani meşhur Altın Boynuz’la çevrili. Bu müthiş büyülü ve gizemli ilçe, son yıllarda uzak diyarlarda yaşanan kan, savaş, göz yaşı ve acılarla harmanlanmış yeni kiracılara ev sahipliği yapıyor. Yeni kiracıları kimler mi? Doğru tahmin ettiniz. Yanı başımızda yıllardır yaşanan iç savaşlardan kaçan Suriyeli, Iraklı, Libyalılar ve diğer Ortadoğu ülkeleri halkları. Oysa Pera’nın hem edebiyatımızda hem kolektif şehir kültürüyle ilgili hafızalarımızda temsil ettiği bütün değerler Batılı. Binaları, yolları, yaşam biçimi, tüketim alışkanlıkları, parkları, eğlence mekânları, restoranları ile kısaca bütün olarak bütün Türkiye’nin kolektif hafızasında Pera, Avrupai Değerleri temsil eder.  Bir de günümüzden bir asır önce dünyanın, siyasi ve ekonomik haritalarının yeniden kurgulandığı dönemlerde, savrulanların meydanı olarak hafızalarda yerini alır.

Bütün bölgenin simgesi kabul edilen İstiklal Caddesinden Tünel’e kadar ve hatta meydana çıkan ara sokaklarına değin her yer bugün Ortadoğu’dan savrulan acılı hayatlara ev sahipliği yapıyor. Yüz yıl önce olduğu gibi. Beyoğlu’nun yeni sakinleri kalıcı mı yoksa kiracı mı? Bunu zaman gösterecek.  Ortadoğu kökenli sakinleri, PERA’nın bütün batılı nostaljik geçmişini, yerle yeksan mı edecek ya da kadim kültürüyle Beyoğlu yeni sakinlerini de oryantalizme mi dönüştürecek?  Bunu da zaman gösterecek…

Bugün, gündüz sokağa çıktığınızda Beyoğlu’nda batılı değerler olarak sadece dünya markalarından bir kaçının kaldığı büyük mağazaları görürsünüz. Gün içinde en büyük tezat ise doğulu yaşamlara tepeden bakan, Barok Mimari’ye göre Batı Rönesansına uygun yapılan taş binalar… Ancak Beyoğlu’nun bir de akşamı var. Yeni sahipleriyle farklı bir akşam sizi karşılıyor. Artık hamburger satılan ya da diğer batılı kafelerin yerini, hızla doğulu damak tadına hitap eden falafelciler, humuscular ve lokantalar almış. Herkesin istediği her şeyi bulabileceği zengin içerikli mağazalar, sadece Arap zevkine hitap eden ürünlerle dolu. Buna ek olarak eğlence anlayışı, müzikler de doğulu zevklere teslim.

Bütün caddede görmeye alışkın olduğumuz bizden kokular, sesler ve renkler de yerini birer ikişer acılardan, savaşlardan kaçan Ortadoğu tercihlerine bırakmış. Ara sokaklardan, Arapça müziklerle eğlenen ve Arapça konuşan kadınlarla erkeklerin kahkahaları her yerde çınlıyor. Her yerde Arapça tabelalar sizi karşılıyor. Ülkelerinde, değer gören sanatçılar iken İstiklal Caddesinde çaldıkları parçalarla sanatseverlerin, gitar çantasına attıkları birer ikişer kuruşlarla hayatta kalma mücadelesi verenler, dinleyicileri yine kendileri gibi Beyoğlu’na savrulan diğer Araplar.  İstiklal Caddesinin her yerinde karşınıza çıkan, dilenen Arap çocukları ile kadınları.  Sokak başlarında kanıksanan gayler… Ülkelerindeki baskıcı rejimlerden kurtulmuş olmanın histeri çığlıklarını alabildiğine özgürce savuran, geniş basenli ve büyük kalçalı Arap kızları.

Bir taraftan Beyoğlu’nun hiç bitmeyen yenileşme çalışmaları öte yandan insanlığın, tarihin, kültürün doymak ve bitmek bilmeyen dünya siyasetinin içinde yok oluşunun izlendiği bir toplama kampı. Hatta bugünün Beyoğlu’nu gördüğünüzde, geçmişini geleceğe taşıyan barok tarzı yapılan batılı taş binalara baktığınızda burayı yaratan kültürler  birer birer gözünüzün önüne geliyor. Kimler mi?

Roma döneminde bu bölge ticarette önemli olan Venedik, Ceneviz ve Galatalılara ayrılmış. “Galata Kulesi” bunun anıtı olarak dimdik ayakta. Ardından Roma yıkılıyor ve Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’unda bu bölgenin konumu yine değişmiyor. Osmanlının, meşhur sur dışında kalan bu bölgesi zamanla gayrimüslim vatandaşlarının Rum, Ermeni, Yahudi ile Levantlar dediğimiz Latinlerin yerleşim bölgesi oluyor. Aynı zamanda Osmanlı’da batılı değerleri savunan, saray çevresinin de yeni yaşam alanı haline geliyor. Kısa sürede Osmanlının gerek gayrimüslim gerek Müslüman zenginlerinin barok tarzda birbirinden güzel binalar, konaklar, alış veriş merkezleri, okullar, kiliseler, sinagoglar, temsilcilikler yaptırdıkları bir bölgeye dönüşüyor… Hatta Beyloğlu’na değer katan yeni göç dalgalarının da bu dönemde merkezi oluyor. Rusya’da Bolşeviklerin gerçekleştirdiği “Ekim Devrimi”nden kaçan saray yanlısı aristokrat Ruslara yuva oluyor Beyoğlu sokakları. Hatta Çiçek Pasajı da adını, hayatta kalabilmek için çiçek satan birbirinden güzel soylu Rus Kızlarından alıyor… 2.Dünya Savaşı yılları, dünyada bir Hitler bombasının yaşandığı yıllar. Bu sefer de Beyoğlu; Polonya, Romanya ve Almanya’dan kaçanların soluklanmak için mola verdikleri yer oluyor.

Dünya her dönem Ortadoğu’nun zenginliklerini paylaşmak için geri dönüyor. Her seferinde bir başka krizle savrulan bu coğrafyada yaşayanların yeni hayatlara açılacakları yeni umudu Türkiye, özellikle de Beyoğlu oluyor. Hafızalarımızda kuruluşundan bu yana Batılı değerleri temsil eden Beyoğlu, bu dönemde doğunun oryantalizminin simgesi. Hem de günün her saati bu oryantalizmi, Avrupa Rönesans’ını sergileyen taş binaların arasından görmek mümkün.

Umarız yüz yaşını çoktan aşmış binalardan oluşan bu bölge, kültürüyle tarihiyle geçmişi geleceğe taşımaya bu yüzyılda da devam eder…

 

mm

Nurten Ertul

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Çeşitli gazete ve dergilerde muhabirlik, editörlük ve genel yayın yönetmenliği yaptı. Belgesel tarzda hazırladığı Elveda Kapadokya dışında, Beyaz Zambak ve Konstantin’in Mirası adlı iki romanı daha bulunmakta.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!