BABASIZ ERKEK ÇOCUKLAR VE AHLAT AĞACI - Halimiz
CHP VE SEÇİM, OLMUYOR
5 Temmuz 2018
NE YAPACAK?
5 Temmuz 2018

Annesi ve babası olduğu halde, babasız büyüyen çocuklardan bahsetmek istiyorum. Aynı evin içinde, fark edilmeyi bekleyen erkek çocuklardan.

Örnek alacak, yakınlık kurmayı isteyecek, küçüklüğünde hayran hayran yüzüne bakacak, sarılacak babası olmayan erkek çocuklar büyüyünce geçekten yetişkin olabiliyorlar mı yoksa hala babaları tarafından fark edilmeyi bekleyen kırgın, yaralı ruhlar olarak birlikte yaşadıkları insanlara duygusal mesafe koyarak veya şiddet göstererek kendilerini mi koruyorlar?

Çocuğun gelişiminde büyük bir yeri olan baba, cinsiyeti ne olursa olsun, çocuk için güvenin simgesidir. İlgili bir baba, çocuğun özgüven geliştirmesinde çok önemli yere sahiptir.

Babalar ve oğullar ile ilgili bir filmden bahsedeceğim; Ahlat Ağacı.

Hayal kırıklıkları hayatlarında ufak tefek saldırganlıklar, zehirli konuşmalar, laf sokmalar, başkalarının hayatlarını ve hallerini kırıp dökme şeklinde ortaya çıkmış ne çok adam… Zehra Çelenk filmle ilgili yazısında “günümüz erkeğinin kalbi kırıksa, günümüz kadınının kalbi kaç parçadır Allah bilir” diyor. Ne kadar doğru.

Ne kadar acı! Çünkü o kalbi kırık adamın kırdığı kadının yetiştirdiği çocuğun da kalbi kırık olacak hem de çift taraflı. Hem anne hem baba tarafından. Sonra o çocuğun bağımsız bir birey olmasına izin verilmediği ölçüde, yetişkin halinde aynı kırgınlıkları kendi yuvasına taşıyacak ve sevgisiz, kırgın babaların yetiştirdiği erkek çocuklar nesiller boyu devam edecek.

Film şiir gibi sahneleri, hep akılda kalacak bir öykü gibi esli kısa konuşmaları, felsefi tartışma tadındaki diyaloglarıyla 4 saat kadar uzun bir süreyi göz açıp kapayıncaya kadar bitirtiyor. Karakterleri o kadar derin işlemiş ki bu tür ince iş ancak Rus yazarlarda olur diye düşündüm.

Kasabalılık belki de Türkiye’nin kaderi. İki arada bir derede sıkışmışlık hissi. Kaderinin bu topraklar olduğunu bilmenin ama başka seçeneğin varmış gibi kendini kandırmanın, hayal kurmanın, diğer yandan da kadere usulca teslim olmanın hikayesi. Kızdığımız şeye benzemenin, tutkunun peşinden giderken ahlaki sınırlarını görmenin ve kendini tanımanın filmi.

Yaşadığın hayal kırıklıklarının acısını karşına çıkan her insandan çıkartmaya çalışmanın filmi.

Aşkı yaşamaya cesaret edememeyi bir madalyon gibi göğsüne takıp, akla ve gerçekçiliğe tutunmuş gibi yapmanın filmi.

İstediğin bir şey, sevdiğin biri için hayatını feda etmenin, kendi romantikliğin içinde gerçeklerden kaçışını sinirli bir gülüş ardına gizlemenin filmi.

Kaderini kabul etmenin veya Nietzsche’nin dediği gibi kaderini sevmenin (amor fati) filmi.

Yolunda gitmeyen her şeye karşı direnmenin, kara bir mizahın yüzüne bulaşması gibi dudağının kenarıyla gülmenin filmi. Ergen öfkesi diye adlandırılamayacak kadar derin, incinmişliğin, hayal kırıklığının, bir geleceği olmayışın, eşit şartlarda yarışıyor olmamanın suratımıza tokat gibi çarpan sertliği karşısında bir gencin kendine gelecek, yaratabilmek için babasından özgürleşmeye çalışmasının filmi.

Bir babanın kendi zaafları sebebiyle acı çektirdiği ailesi tarafından her gün reddedilişinin, dışlanmışlığın, yalnızlığının ve kendine bulduğu minik avuntularla hayata bağlanmasının filmi. Babaların zayıf olmaya hakkı olmayışının filmi.

Bir hayalci adamın sorumlulukları ve zaafı arasında verdiği karşılıksız sevginin, havada asılı bir bulut gibi kala kalmışlığının filmi.

Bencilliğin, bağımlılığın, küçük hesapların filmi.

Aydının romanlarındaki derinliğin kanlı canlı ilişkilerde karşılık bulamamış halinin filmi.

Küçük hayatları küçümsemenin ama er ya da geç içine doğduğu kültüre evrilmenin filmi.

İmamlar ve filmin kahramanı genç arasındaki sohbet bile başlı başına bir düşünme egzersiziydi.

Erkeklerin duygularını ve özellikle kırgınlıklarını bastırmalarının filmi. Her baba ve oğul arasındaki bağın, sevginin ve gururun filmi. Hayal kırıklığının öfkeye bürünmüş halinin şiirsel anlatımı.

Filmden bende kalanlar böyle.

Bizim kültürde, babalar ve oğulların  ilişkisinin önemini bir kez daha fark ediyorum. Bir erkek çocuğunun yetişkin olabilmesinin ilk şartı babasıyla barışmış olmak olmalı. Durumu cinsiyete indirgeyerek örneklediğiminfarkındayım, bunu doğru ya da yanlış olarak değil, sadece bir gözlem olarak değerlendirmenizi isterim.Kendi çevremden değil, Türkiye’nin geneli ile ilgili bir gözlem…

Anneliğin yüceltildiği kültürlerde babaların ev geçindirme sorumluluğu altında ezilerek, ailelerine ve çocuklarına vakit ayırmamalarının bedelini çocuklar duygusal anlamda ödüyorlar. Aslında olay anne-baba veya eşcinsel evliliklerindeki partnerlerden bağımsız olarak; ilgi görmeyi talep eden çocuk için en büyük hayal kırıklığının bu ilgiden yoksun kalmak olması. Çocuk, ilgi gösterdiğinizde sağlıklı bir birey olur. Görmezden geldiğinizde ya büyümez ya da kendini ispat ihtiyacı içinde kendine yeni yollar bulur…

Her ne koşulda olursa olsun, bir ebeveyn çocuğu ile birlikte olduğu vakti kaliteli geçirmeli. Çocuğuna ilgi göstermeli, sadece sözle değil, davranışlarıyla da sevgisini göstermeli.

Sevgi, ilgi ve şefkat görmemiş erkek çocuklar büyüdüklerinde kolay kolay tamir olmuyorlar. Babasızlık(ya da ebeveynsizlik diyelim); anne ve babanın ayrı olması veya bir çocuğun babasının hayatta olmamasından farklı… Babasızlık, varlık içinde yokluk çekmek gibi. Aynı çatının altında görünmez gibi hissetmekten, istek-ihtiyaç-duygularının yok sayılmasından bahsediyorum.

Makro seviyede durum farklı mı? Devlet baba benzetmesi hep yapılır. Kırgın bir babanın kırgın çocukları etrafı kırıp döküyor ve biz bu çocukların kızgınlığının öznesi olmasak da nesnesi olarak bu öfkeden ve yıkımdan nasibimizi alıyoruz.

Babaların, çocuklarını ayırt etmeden ilgi gösterdiği bir toplumda yaşamayı özlüyorum.

mm

Ayse Musal Çıpa

Ankara’da doğdum ve büyüdüm. TED Ankara Koleji mezunuyum, Bilkent’te Turizm ve Otel İşletmeciliği okudum. Bir kaç sene mesleğimi yaptıktan sonra İstanbul’a taşındım ve reklam sektörüne geçtim. Şehir ve mesleği aynı anda değiştirmek benim için köklü bir değişimdi. 17 sene aralıksız profesyonel hayatıma devam ettikten sonra 2011 senesinde yine bir radikal değişiklik yapıp işten ayrıldım, bir şirkete ortak oldum, evlendim ve 2012’de doğum yaptım. 2015’den beri STK’larda çalışmaktayım. Başka Bir Okul Mümkün Derneği Temsilciler Meclisindeyim. Yenidenbiz’i destekliyorum. Kolektif işlere inanıyorum. Only one team ile bir kolektif kitap yazıp, bir installation sergisi açtık, Online radyo kurduk ve online şiir gecesi yaptık. Farkındalık, reiki, meditasyon, şiddetsiz iletişim, yoga vb . eğitimlere katıldım. Farkındalık üzerine atölyeler düzenliyorum. Yazıyorum, konuşuyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Üzgünüz. Bu içerik kopyalanamaz!!